Seferihisar’ın bol oksijenli havasını içinize çektiniz, spor aktivitelerine katılıp şöyle bir ter attınız, Teos’un antik kalıntıları arasında gezinip ruhunuzu beslediniz. Türkiye’nin en yavaş şehrinde etkinlikten etkinliğe koştunuz. Bu esnada karnınız bir hayli acıkmış olmalı! Zaten bir şehri en iyi tanımanın yollarından biri yeme içme kültürüyle ilgili bilgi ve deneyim sahibi olmak değil midir?

İşte Seferihisar son dönemin hızla yaygınlaşan ‘gastronomik gezi’ tarzını deneyimlemek için biçilmiş kaftan. Slow food kültürünü benimseyerek yerel üreticiyi desteklemek, taze ve en kaliteli ürünü tedarik edip en uygun usülde hazırlayarak müşteriye sunmak mantığıyla hizmet veren Maya Restoran ise bu deneyim için en doğru adres.
İstanbul Kitchen’s Academy ve İstanbul Gastronomi Merkezi kurucusu- eğitmen şefi Fatih Kaya ve ekibi yörenin en taze ürünlerini mevsiminde üreticiden bizzat tedarik ederek oluşturduğu ve devamlı revize edilen menüsüyle yeme içme eyleminizi ‘karın doyurmak’tan öteye taşıyacak.

Üreticiyle organik bağ kurmak ve hep beraber kalkınmak mantığıyla çalışan İşletmeci Şef Fatih Kaya; ‘’Burada mesleğe adım attığımda yöneldiğim slow food hareketine uygun, ‘cittaslow’ ünvanını almış Seferihisar’ın ruhuyla paralel de giden farklı bir iş çıkarmak niyetiyle çalışıyoruz. Dünyada fast food zincirlerinin kırılmaya başlandığı; insanların hızdan, kalabalıktan ve çılgınca tüketmekten artık sıkıldığı şu dönem gastronomik işler yapmak için doğru zaman. Seferihisar da kesinlikle doğru mekan bu iş için. Tabi bunlar salt yeterli değil, sizi bu konuda destekleyecek iş ortakları ve çalışma arkadaşlarıyla da buluşmak gerekiyor. Ben buraya İstanbul gibi hızın ve tüketimin merkezi olan bir şehirden geldim. Kabul etmek gerekir ki bu hız ve tüketim hem şikayet edilen hem de bağımlılık yaratan bir durum. Aileniz var, düzeniniz, alışkanlıklarınız… Her gün selam verdiğiniz mahalle marketindeki çalışanın size hissettirdiği ‘bu kadar strese ve karmaşaya rağmen evdeyim’ hissi var. Çoğu insanı şikayetçi olduğu düzenin içinde tutan da sanırım bu his. Bu hissi bırakıp gelmek için daha iyisinin mümkün olduğuna gerçekten inanmak gerekir. İşte beni buraya gelmeye ikna eden de bu yüzden hem doğru zaman, hem doğru mekan, hem de bu imkanları sağlayacak doğru iş ortaklarıyla buluştuğuma inanmış olmam Maya’da. Bu kadar kişisel konuşmamın sebebi şu; yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, konuştuğumuz, düşündüğümüz şeylerdeki kaliteyi arttırmak tek tek bireyler için daha iyi bir yaşamı ve toplamda hepimiz için daha yaşanılır bir dünyayı mümkün kılabilir. Slow food’un bir sloganı var çok sevdiğim, ‘Ne yersek O’yuz.’ manasında. Ben işin mutfak kısmında hizmet veren biri olarak buna inanıyorum. Bu da toprağı, tarımı, yerel üreticiyi destekleyen çalışma politikalarıyla mümkün benim açımdan. Köy pazarlarına gitmek, kazandığının yarısını çalıştığı toprak sahibine vererek günde 1000 enginar soyup kalabalık ailesini geçindirmeye çalışan Ümmet abiye destek olmak bu işin, mutfakta pişip müşterinin masasına giden enginarın lezzetinin bir parçası. Ziyaretçilerin de bunun farkında olması ve bize bu bilinçle gelmesi verdiğimiz hizmeti daha keyifli hale getirecek bizim için.’’ diyor ve sizleri Maya’ya bekliyor.